– 6- KALKAN’A ADIM ADIM

Artık önümüze biçilmiş rollerin kısmen sonuna gelmiştim. Tüm eğitim yolları başarıyla katedilmiş, sıradaki yolculuk olan iş hayatına masamda eş dosttan gelen iyi dilek çiçekleriyle uğurlanmıştım.

Şimdi sıra her düzenli hayatı benimseyen birey gibi, kabataslak şekilde aşılması gereken diğer adımlara kalmıştı; kariyerinde yükselmek, bir sevgili edinip ufaktan evlilik yoluna girmek, ardından bir çocuk dünyaya getirmek, haftasonlarına sıkıştırılmış tatillerde havalı selfieler çekmek, uygun yurtdışı tatilleri kovalamak, bu esnada biraz mal mülk edinebilirsen ne mutlu tabi, emeklilik ve emeklilikten sonra bitap düşen enerjinle ‘sözde hayatı yaşamak’ gibi adımlar olurdu bunlar genelde.

Ben ise hayatın burdan sonrasına karşı bir isyan bayrağı taşıyordum arka cebimde, çıkarmak üzere… ‘Layık olduğum’ havalı yüksek yöneticilik pozisyonları tüylerimi diken diken ediyor, evlilik fikri ayaklarıma prangalar takıyor, çocuk intihar mektubum, kısa haftasonu tatilleri acizlik, emekliliğe kadar dişini sıkma fikri ise boğazıma bıçak dayasan kabul etmeyeceğim bir mahkumiyet hali gibi geliyordu. 

Kadıköy’de komşunun kocasını boxerlı görmek zorunda kalmayacağım şekilde önü apaçık bir evde büyüdüm, ardından Beykoz’a ferah, deniz manzaralı bir eve taşınıp ruhumun daralmayacağı yerlerde yaşadım. Güzel giyindim, güzel yedim içtim, güzel mekanlara gittim, güzel gezdim, güzel çevrelerde yetiştim ama hep bir şeyler eksikti derinlerde. Bunlardan tatmin olmuyor ve sahte buluyordum içten içe. 

Neticede insandık ve aslında insan kolunda bir Rolex olmadan da yaşayabilirdi. İnsan elinde yalnızca bir mızrakla bir uygarlığın başlatıcısı olmuşken, kolunda Rolexli bir adam bugün bu dünyada zulmü başlatıyordu. Sıyrılmaya karar verdim! Hayatımı haftasonunu doğaya kavuşmak için Beykoz köylerine gitmeyi iple çekmediğim, evimin penceresinden Tarabya’nın ışıkları yerine yıldızları görebildiğim, pazartesiden cumaya nasıl geçtiğini bile bilmediğim bir hayatta, bir gün gözümü açtığımda kendimi aynada 55 yaşında görmediğim, stres yüklü bir yaşam yerine, okuyabildiğim, yazabildiğim, üretebildiğim, kurallarını kendimin koyduğu ve kahkahalarımla yeri göğü inletebildiğim bir yaşam istedim. 

Başka bir hayat istedim.

Kolay oldu, çok kolay! Planlar dahilinde değildi. Tüm hayatını, kariyerini, aile yaşantını, düzenini, arkadaşlarını bir anda silip, hayatının altını üstüne getirme kararı ölçüp biçilerek verilemezdi. Bir delilik anı gerekiyordu. Benim hikayem ise şöyle…

Bir cumartesi duştan çıktım. Kadınlar saçlarını aynanın karşısında kurutur… İşte o an birden gözlerimden yaşlar süzüldü. Bir anda, sebepsizce… Aslında sebebi vardı ama üstünde hiç düşünmemiştim ya… O an karar verdim, ‘Başak, Başka Bir Hayat Mümkün!’. O gece anne, babam ve dayıma anlattım, dedim ben Bodrum’a yerleşiyorum. Hemen! 

Tek bir hayatım var, sonu ne zaman gelecek bilmediğim… Ben bir hikayem olsun istiyorum şu hayatta, anlatabilecek bir hikayem, benim için yaşam yolculuğu boş bir defter ve bu defteri ben kendim yazmak istiyorum. Gidiyorum… Zaman yavaş aksın, yıldızları görebileyim, mutlu olayım ya, stresi avucumdan gökyüzüne üfleyeyim, üretebileyim, düşünebileyim… 

Ben insanım, yalnızca bir insan. Kaç çift ayakkabın olursa olsun, 1 çiftini giyebilirsin dışarı çıkarken. ‘Düzenin’ bana dayattığı sistemi reddediyorum, her gün yenisi açılan kafelerin birbirinin aynısı, zorlama menülerini takip etmeyi reddediyorum, Berkecan’ın fuckbuddysine aldığı Sawarovski araba anahtarlığıyla diğer ‘dateini’ garantilemesini, Pelinsu’nun BMW’den aşağı anahtarı ve LV cüzdanı olmayan adamla çıkmamasını, 60 yaşındaki adamların 19 yaşındaki kızları düşürmeye çalıştığı Bebek Lucca giriş sırasını, Tattoo kaşlı İranlı escortların nargile sever dar paçalı abilerle bol dumanlı sohbetlerini reddediyorum ya.

Happyhourları da reddediyorum bak! Dikey yapılaşmanın ebesi bellenmiş bilmem kaçıncı katında kalitesiz klima havası soluyup, kıytırık DJ’in seti eşliğinde, cumaları, nefret ettiğin iş arkadaşlarınla bira tokuşturma sahteliğini de reddediyorum! 

Bugatti’nde olsa, akbilin de olsa 2 saatten önce geçemeyeceğim o lanet olası köprü trafiğini de reddediyorum! Ben bu şehrin mutsuz insanını da, çıkarcı insanını da, hor gören insanını da, insanı meta gören varlığını da, alayını reddediyorum! Zorlama olan her şeyi reddediyorum!

Ben YAŞAMAK istiyorum, NEFES almak istiyorum, ANLAM yaratmak istiyorum! Bir insanın hayatına bir değnek konduramamışsam, varsın milyoner olayım. Kafamı yastığa koyduğumda saatlerce işleri düşünmekten uyuyamayacaksam, varsın milyarder olayım. Kazandığım parayı harcayacak vakit bulamıyorsam, varsın trilyoner olayım… Başarı bu mu gerçekten?

En büyük başarı, şu hayatta insan kalabilmek. En büyük başarı, zamana hükmedebilmek. En büyük başarı kafanı yastığa koyduğunda hızlıca uykuya dalabilmek. En büyük başarı, kendi hayatını kendin çizebilmek. En büyük başarı, ‘ben ne için yaşıyorum?’ sorusuna samimi bir cevap verebilmek. En büyük başarı, canını yakanı affedebilme erdemini gösterebilmek.

Bunlar benim lügatımda başarının aşağı yukarı karşılıkları. Değişmez doğrular değiller. Herkes için farklıdır bu tanımlar. Doğru yol benim gittiğim yol değil. Fakat, bu yol ‘benim için’ doğru. Kesinlikle herkes böyle yaşamalı, bu fikre alışmalı denmez. Herkes için geçerli tek bir gerçek varsa; o da ‘inandığı’ şeyi uygulamalı. Gerisi ve yöntemi tamamen kişisel bir yolculuk…

Bu arada, saçlarımı kuruttum, cumartesiden, pazartesiye vardık. ‘Can bakar mısın, seninle konuşmak istiyorum.’. Patronumu aldım karşıma; ‘Can ben taşınıyorum, başka bir hayat mümkün, ben yıldızları görebilmek istiyorum. Kendi yolumu başka şekilde çizeceğim, işten ayrılmak istiyorum.’ Can beni çok anlayışla ve gururla karşılıyor. ‘Başak senin ruhunda  bu var git ve o hayatı mümkün et, her zaman destekçinim diyor.’ Ve ekliyor, fakat potansiyelini asla unutma, sıradan bir hayat sürme, mutlaka kendini göster oralarda da diyor. Vedalaşıyoruz… 15 gün sonra, ay sonunda işten ayrılıyorum. 

28 Kasım 2018 – Cemile Sultan Korusu Veda Yemeğim
İlk Yazımda Bahsettiğim Bebeklik Arkadaşlarım ve Ailelerimiz

Hemen ertesi gün Kalkan’dayım… 

1 Aralık 2018 – Dalaman Havaalanı

Bodrum diye çıktığım yol, Kalkan’a varıyor. Bodrum küçük İstanbul artık. İstanbul’dan kaçıp, küçük İstanbul’a yerleşmenin pek bir anlamı olmadığını anlıyorum. Kalkan’da halam ve eniştem yaşıyor. Hayatlarının 40 küsür senesini İsveç’te geçirdikten sonra, kızlarını İsveç’te bırakıp Kalkan’a emeklilik hayatı yaşamaya geliyorlar. Babamın tavsiyesiyle, aklımız sende o kadar kalmaz en azından, baktın olmuyor dönersin tavsiyesi aklıma yatıyor. Ailenin tek çocuğuyum, evin hem kızı hem erkeği desek yeridir, bu yüzden onları anlayışla karşılıyor tavsiyelerine uyuyorum, verdiğim karar zaten yeterince radikal onlar için, saygı duymaya çalışıyorlar. Ve ben daha önce hiç gitmediğim, Google’dan konumuna bile bakmadığım bir yere, sıfır bilgiyle, tek bir bavulla çıkıp geliyorum.

Bir de amacım var tabii, yıldızları izlemek dışında… Kendi hayatımı tek başıma kurabilmek. Ayaklarımın üzerinde durabilmek, bir evi idare edebilmek, fatura ödeyebilmek, yemek yapabilmek, çamaşır yıkayabilmek… Daha önce hiç deneyimlemediğim şeyleri burnum sürte sürte öğrenmek, daha güçlü bir ben olabilmek, zorluklarla kanırta kanırta başa çıkabilmek, şımarıklık yapabildiğim nazımı çekecek insanlardan uzaklaşıp bilmediğim denizlerde boğulmak ve daha güçlü bir kadın olarak ayakta durabilmek… Kimseye eyvallahım olmadan…

İşte Kalkan tam anlamıyla Başka Bir Hayat’ı mümkün edebilme savaşı benim için… İçsel bir yolculuk ve mutluluğun peşinden koşma inadı…

Peki şimdi ne olacak?


18 Mayıs’20 – Bahçe / Beykoz

18:45

baskabirhayatmumkun tarafından yayımlandı

İstanbul'da şehrin ışıklarından yıldızları göremiyordum. E ben de yeryüzünde yıldızlara en yakın yere- Kalkan'a yerleştim. Peki sonra ne mi oldu?

– 6- KALKAN’A ADIM ADIM” için 2 yorum

Yorum bırakın