Bir doğum var sanki karnımda, hissediyorum. Sarmallar iç içe dönüp duruyor içimde. Ben ise kenara çekilmiş, kendi içimden kendimi çıkarmış, bir köşede kendi doğumumu izliyorum sakince, sanki olması gerekenin olması gerektiği zamanda olacak olmasına boyun eğmiş bir kabulleniş var üstümde. Ama bir doğum, bir dönüşüm var içimde anlayabiliyorum. Sadece sessizce, uzaktan içimi izliyorum.
Başak bir dönüşümde, eşikte, başkalaşımda görüyorum. Renklere bakmak istiyorum, gözlerimden içime çağlasın renkler sellerce… Armoniler duymak istiyorum, gözlerimi kapatıp, bedenimi akıtmak melodilere… Dokunmak istiyorum kör ve sağır, kıl köklerimde hissetmek ürperirken dokunulanı… Koklamak istiyorum, içime aldığım nefese nota yapmak feromonu…
İzlenmemek, gözlenmemek, zamandan akıp, hiçliğe kaybolmak istiyorum. Geçmişte kalmamak, geleceğe varmamak, anda olup, anda kalmak ve anda yok olmak istiyorum. Ruh olmak istiyorum. Görünmez, akışkan ama hissedilen.
Sözler duymak istemiyorum. Doğayla yoğrulmak, doğada kaybolmak, doğada esen ruh olmak istiyorum. Size görünürken metalaşıp, ‘ruhu olan kadın’ olmak istiyorum. Aranıza karışmak ama kaynaşmamak, aranızdan sıyrılıp boşluklardan geçmek istiyorum süzülerek.
Kıpkırmızı gün batarken kızıllığa karışmak, gece karasında yıldızların ışığına yükselmek, şarabın meyvemsiliğinden geçen tatlı bir çakırlığın ta kendisi olmak, kızgın kumların yanılsattığı soğuk hissiyatına saklanan ateş olmak, her şeyi gören bilen dilsiz ağacın yeşil yaprağı olmak ve hiçliğe varmak istiyorum.
Hepimiz hiçken, hiçlikten gelip hiçe giderken, tek gerçek yol iken, hiçliğin yolculuğu iken, yolun güzelliğini hissetmek istiyorum. ‘Hiç’; bir şey olmasa da, bir ‘şey’, biliyorum… Yolun kıymetini biliyorum.
23.12.2021 / 19:24 /@ #204 – Kalkan