Kibritin aydınlattığı bir oda: ömrü kısa birden parlayıp, aniden sönen… Kutunun içindeki kibritler kadar ömrü… Sonrası gözlerinin karanlığa alışabildiği kadar aydınlık sadece…
Mum ışığıyla aydınlanan başka bir oda: inceden sızım sızım istikrarla yanan, ipi tükendiğinde ışığı da kesilen… Sonrası yalnızca karartılarını seçebildiğin bir düzende hayat…
Abajurlu bir daha da başka oda: yüksek lümenli, aydınlık, her şey tüm renkleriyle, güzellikleriyle… Ömrü gücü yettiğince, sonrası yine aynı alıştığın tırışkadan hikaye…
Bir başka oda; güneşin asla batmadığı bir şehirde… Ne kibrit, ne mum ne de abajurlu bir oda; yalnızca pencereleriyle… Sana her zaman cömert, her zaman açık, ışığını hiç kesmeden, kısmadan, söndürmeden… Seni karanlıklara bir an olsun mahkum etmeden… Senin de onla birlikte parlamanı cesaretlendiren!
Gireceğin odayı iyi seç adam! Gireceğin odayı iyi seç kadın! Bazen bir anlık aydınlığa kanar da ömürlük karanlıklara esir düşer insan.
—
Başak Bilgiç
–
19: 31 / Kışla, Kalkan / 01.12.2023