-1- / BEBEKLİK DÖNEMİ

Kadıköy’deki Fransız Balkonumuzda Sokaktan Geçenleri İzlerken

1995 senesinde Kadıköy’de doğdum. Dönemin en havalı hastanesi ‘Kadıköy Şifa’. Cinsiyeti belirsiz bir fetüstüm, tabii o zamanlar Baby Shower partileri yok, taze ebeveynler kendilerini cinsiyeti sürpriz olsun düşünceleriyle oyalıyorlar. İsmim ‘Aspurçe’ olacakken, aile büyüklerinin bu ne biçim isim, kızı harcarlar okul yıllarında lafları üzerine dayım tarafından Başak konuluyor. Gerçi bu isimle çok daha fazla harcandım uzun okul yıllarında tahmin edebileceğiniz üzere… Yine de Aspurçe’den vazgeçmiyorlar, göbek adım olarak kalıyor. Tanrı’nın cennet bahçesindeki en minik çiçeği anlamına geliyor.

   Hayallerde soyadıyla uyumlu, marka değeri taşıyan bir isim yaratmak var; Başak Bilgiç! İmzam bile düşünülmüş, BB! Pek karizmatik… Tabii tüm bu karizma ilk olmak istediğim meslek olan ‘dansözlük’ sevdamdan sonra biraz sarsılıyor ve bugün daha halen dayım benimle Adana pavyonlarında yıldız olacaktın, önünü kestik biz senin ama hala geç kalmış sayılmazsın diyerek takılıyor. Beni dansözlüğe özendiren de Sibel Can’dır, o dönemlerde kendisi dansözdü. Ani ve radikal bir kararla bir süre sonra cumhurbaşkanı olmak istiyorum, öyle bir uçlarda yaşamak işte… O günlerden belli ortada, arada bir yerde değil de, uçlarda yaşayacağım.

Soldan Sağa: Dayım, Babam, Annem, Yengem, Başak
Evimiz / Kadıköy

   13 yaşıma kadar Kadıköy’de yaşıyorum. Eski Salı Pazarı, kapımızın önüne kuruluyor, Kuşdili Caddesi. Haftada 2 kez, cıvıl cıvıl bir panayır haline geliyor Kadıköy benim için. Annem pazar gezmesini sevmediği için bana iyi bir pazar arkadaşı değil, alt komşumuz Ayla Abla ise 60 yaşlarını süren bir atom karınca, en has pazar arkadaşım! Pazarın altını üstüne getirir, en egzantrik ve ucuz şeyleri eliyle koymuş gibi bulur, radyoların tüm çekilişlerinden hediye kazanır, gazete kuponlarından envai çeşit araç gereç edinirdi. Ellerinde büyüdüm. Rahmet olsun Güngör Dede’ye… 

   Güngör Dede, eşi. Hayatımda tanıdığım ilk kilolu insan, öyle böyle değil, kocaman bir pamuk sanki… O zamanlar Kinder Sürpriz yumurta çok pahalı, her gün alınacak bir şey değil. Güngör Dedem’in salonunda tüylü bir tavuk biblosu var, altında her gün ama her gün Kinder Sürpriz yumurtam hazır. Ne zaman kapıdan girsem, git bak bakalım tavuk yumurtlamış mı diyor… Yaz kış demeden, o tavuk her gün yumurtluyor. Haklarını ödeyemem.

Soldan Sağa: Ayla Abla, Başak, Güngör Dede
Alt Komşumuzun Evi / Kadıköy

Çok yalnız bir çocukluk geçirdim. Tek çocuk olmanın dışında, bir mahalle kültürü ya da site arkadaşlarım yoktu. Zaten bundan 25 sene önce İstanbul’da pek site de yoktu. Annem beni eğlesin diye salondan arka balkona gidip piknik yapacağız diye tam teşekküllü hazırlanır, kırmızı kareli örtüler serip, bir de üstüne sepet hazırlardı. Hayal dünyam böyle böyle gelişmeye başladı. Tek arkadaşım Ayla Abla’nın Ankara’da yaşayan torunu, yalnızca yaz tatillerinde 1-2 ay anneannesine gelen, benden bir kaç yaş büyük canım arkadaşım İpek’ti. Onun gelişleri dünyama öyle bir ışık olurdu ki, mutluluktan uyuyamazdım. Selam olsun güzel İpek’ime, yolu hep ışıklarla aydınlansın…

Arkadaşım yoktu ama 4 erkek kardeşim vardı! Atahan, Batuhan, Yiğit. Ve biraz sonraları aramıza katılan Oğuz. Bu kafadarlar annemin Kandilli Kız Lisesi’nden arkadaşlarının çocukları. Ne şanslılar ki, bu kızlar evlendiklerinde de kocalar birbiriyle öyle iyi anlaşıyorlar ki, hiç kopmayan dostlukları devam ediyor. İddia ediyorum hayatınızda görüp görebileceğiniz en manyak, en çılgın 5 aile! Her gün iş çıkışı birinin evinde ya da dışarıda bir yerlerde buluşuluyor. Bitmek bilmeyen sohbetler, kahkahalar, paylaşımlar… Lafın arasında geçen ciğer bizi bir anda Edirne’ye götürüyor, bir gün köfte ile Tekirdağ’da buluyoruz kendimizi, iskender için Bursa’dayız… Plan program yok, spontane, saat önemsiz… Karyolalarımızdan çok, birleştirilen 2 sandalyede geçiriyoruz uykumuzu, bazen işkembecide sabaha karşı, bazen gece kulübünde son ses müzikte, bazen çay bahçesinde…Bu anıları başka yazılara bırakacağım ama şunu söyleyebilirim ki, ben 4 erkeğin arasında büyüyen ve liseye kadar hiç kız arkadaşı olmayan, hayatı gerçekten dolu dolu yaşayan bir çocuktum.

Kaş Tatili
Bizim Grubun Bir Kısmı
Soldan Sağa: Ben, Rabia, Annem, Hatice, Orhan, Mete, Füsun

Bir de Gülşah’ımız var, onunla yaz tatilinden tatiline görüşsek de en güzel anılarımızda hep yanımızdaydı. Her günümüz bu kafadarlarla geçti, istisnasız her gün, 15 sene boyunca! Aralarımızda 1,2 ve 3 yaş olmasına rağmen, ben ablalarıydım. Üstüme sorumluluk verilmişti bi’ kere ve ben bu çocuklar üniversiteye gelene kadar bu sorumluluğu üstümde layıkıyla taşıdım. Şimdi kelli felli, kıllı, sakallı yakışıklı mı yakışıklı adamlar onlar… Yanlarında küçücük kaldım. Çevremin beni yaşıtlarımdan olgun olarak tanımlamasındaki en büyük etken bu 5 ailede gördüklerim, gezdiklerim, yaşadıklarım ve deneyimlediklerim oldu. Bu kısmı uzun uzun başka yazılarda açıklayacağım.

21 Kasım 2005
Kadıköy’deki Odam
Soldan Sağa: Ben, Atahan, Yiğit, Oğuz, Batuhan

Tekrar Kadıköy’deki çocukluk dönemime dönersek, benim hatırlamadığım, 1.5 yaşıma denk gelen o günlerde, iyi bir tekstilci olan babam çok büyük bir rakamla dolandırılıyor ve iflas ediyor. Dolandıranlar polis operasyonuyla bir film sahnesi gibi yakalanıyor, tüm emniyet teşkilatı orada… O dönemlerde eve gelen tehdit telefonları, çocuğunu kaçırır, eşine zarar veririz baskılarına eklenen iflasla beraber maddi- manevi diplerin görüldüğü bir dönem başlıyor. Anlattıkları kadarıyla babamın bana süt alacak bile parası kalmıyor. O günleri bilinçle hatırlamasam da, annemden süt istediğim bir gün evde süt olmadığı için annemin bana nişastalı su karışımını süt diye yutturması ve benim ağzımdakini tükürüp bu süt değil diye ağlamamı pekiştiren tek anım, o karışımın tadının hala bugün dahi damağımda olması. Hayatın diplere de gebe olduğu, batmadan çıkılmayacağı, her şeyin biz insanlar için olduğu ve garanti diye bir şeyin olmadığı fikirleri galiba bu sebeplerden aklıma kazınmış. Hayatta her zaman bir olasılık var, iyi ya da kötü… İnişler ve çıkışlar…

Babam uzun süre kendini toparlayamıyor. Hatta intihar etmeyi düşünüyor. Yıllar yıllar sonra aklım başıma gelince, babamdan çokça kez duyuyorum:
‘Kendimi atacaktım, yer bakıyordum, intihara kararlıydım. Sen aklıma geldin, küçücüktün ve bana çok bağlıydın. Hayata yalnız senin için tutundum, yaşama sebebimsin sen benim kızım.’

Babam ve Ben

İntihardan kızı uğruna vazgeçen babam, dolandırılmayı ve içinde bulunduğu sıkıntıları hazmedemeyip, bir sonraki planında intikam almayı aklına koyuyor. Piyasadan silah buluyor, el altı, kirli silah… Avukatını arıyor, soru çok net ve kısa:
‘Adam vurcam, kaç sene yerim?’ .

Avukat cevaplıyor, Ümit kendine gel. Babam ısrarcı; ‘Avukatımsın, kanunu soruyorum, cevap ver kaç sene yatarım?’. Dönemin kanunları, gerekli hesaplamalar, kasten adam öldürme, iyi hal indirimi şuydu buydu derken 13 sene en az. Babam silahı belinde, dükkanına gidiyor. Dükkan komşusu ve aynı zamanda dostu, babamdaki donukluğu görüp çay içme bahanesiyle dükkanına geliyor. Adam babamın belindeki silahı görünce anlıyor, soru sormuyor.

‘Bak Ümit, beni iyi dinle. Karın çok genç, kızın çok küçük. Vurdun, girdin içeri, yıllar sonra çıktın, kızın genç bir kız olmuş. Bir gün evin kapısını çalıyorsun, kapıyı kızın açıyor. Şanslıysan karın evlenmemiş seni beklemiş ama kızın annesine seslenip , ‘anne bir bey geldi, seni soruyor’ diyor. Seni tanımıyor, bilmiyor, bir yabancısın kızına. Hiç bir anın yok onunla, o ise büyümüş. Kaldırabilecek misin bunu, değecek mi Allahaşkına yaptığına?’ 

Babam o laftan sonra duvara çarpmış gibi oluyor. Beşiktaş- Kadıköy vapurunda arka güverteden cebindeki silahı çıkartıp denize atıyor ve eve geliyor… Olay o gün kapanıyor babam için. Ne kadar da arabesk değil mi? Ya da ucuz bir film sahnesi… Ama gerçek! Hiç bir şey sebepsiz değil, ne intikam, ne dizilerin senaryoları, ne de cinnetler… Her durumun alt metnini iyi okumak gerekiyor bir kanıya varmadan önce, kimseyi tek taraflı yargılamamayı öğreniyorum o dönemlerde…

Babam bu buhran içindeyken annemin evi terketmesini filan beklememiz gerek aslında. Kolay yükler değil evliliğin ilk senelerinde, hele de yeni bebeği varken. Annem de köşk kızı. Dedem Paşabahçe Tekel Rakı fabrikası müdürü, şöförlerle geçmiş gençliği aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi mezunu bir sanatçı… Ama annemle babamın aşkı büyük, 9 senelik geçmişleri var berber, birlikte büyümüşler. Daha çok kenetleniyorlar birbirlerine. Hayatımda tanıdığım en fedakar kadın, annem. Tüm hayatını bana ve babama adıyor. Kariyerini bırakıyor 15 sene kadar. Şöyle böyle derkeeen günümüze kadar geliyor hikayeleri… Ben de sahiplenme, hayatımdakileri yüceltme ve sonuna kadar gitme gayretini annemden öğreniyorum.

Annem ve Ben
Kadıköy’deki Evimizin Sokağı

Ben ise o dönemlerde bebek arabamla Kadıköy’ün her bir sokağını, caddesini geziyorum anne babamla. Malum, kafamızı dağıtmamız lazım. E gezmeyi de çok seven bir aileyiz, huyumuz kurusun… Bu yüzdendir ki, bugün yaşadığım Kalkan’da bir tek Kadıköy’ü özler, ne zaman kafam atsa kendimi Kadıköy sokaklarında bulurum. Aldıkları, verdikleri ve şahitlikleriyle Kadıköy hayatımda ki bir kaya parçasıdır yerinden sarsılmayacak.

Bir sonraki yazımda, Kadıköy’deki ilkokul yıllarım ve çocukluğumun bahçesinin kapısından gireceğiz. Sırayla Başka Bir Hayat Mümkün diyerek Kalkan’a varışıma kadar geleceğiz.

baskabirhayatmumkun tarafından yayımlandı

İstanbul'da şehrin ışıklarından yıldızları göremiyordum. E ben de yeryüzünde yıldızlara en yakın yere- Kalkan'a yerleştim. Peki sonra ne mi oldu?

-1- / BEBEKLİK DÖNEMİ” için 4 yorum

  1. Günün birinde kitabını hayranların için imzalarken, bugün yazdığın bu denemelerin ne kadar önemli olduğunu farkedecekmisin acaba merak ediyorum.. Kalemin inanılmaz güçlü.. Harika olmuş..

    Beğen

Yorum bırakın